Hasan / Bir 11 Eylül Hikayesi (Öykü)

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Bir sese ne kadar şey sığar? Bir ses hayatın ne kadarını taşır. Tarifi zordur; çünkü o sesten her zaman duymayız; iyi ki de duymayız. Düşünün; çepeçevre dağları, o dağların eteğinde elbisede yama gibi duran tarlaları, yamaçtan geçen yolu, sağa sola fırlatılmış alıç armut ağaçlarını, toprak damların yerle yeksan duvarlarını, orta yerde bütün sevimsizliğiyle boy veren ebegümecini, ısırgan otunu, yılan kokusunu, yonca tarlasını, bostan serinliğini, dut şerbetini ve ceviz gölgesini... Hasan’ın annesinin çığlığında bütün bunlar vardı; fakat Hasan yoktu.

Dağ Deviren / Bir 13 Eylül Hikayesi (Öykü)

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Cemseler okulda olduğumuz zaman köye doluştuğunda kaçacak yerimiz yoktu. İki odalı köy ilkokulumuzun bir sınıfı 1-3’lere, diğeri 4-5’lere ayrılmıştı. İki öğretmenimiz vardı. Biri Konyalı, hafif alık; diğeri Bursalı, yanağında kocaman bir yarık. Bursalı olan benim de öğretmenimdi. Güzel bir insandı ve kapı komşumuzdu. Küçük kızına çok dadılık yaptım. Aksi gibi, küçük kız “abomu” çok severdi. Öğretmenim, akşam, komşulara misafirliğe gidince yerine beni bırakır bense “el mahkum” görevi devralırdım. Vazife her zaman sıkıcı değildi.

Japonya Depremi / Şimdi biz ne anladık?

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Almanya başbakanı Merkel, henüz mesele bütün sıcaklığıyla devam ediyorken, basının karşısına geçti ve “Japonya gibi modern ve önlemlerin en üst düzeyde alındığı bir ülkede bile atom rektörlerinde bir zafiyet yaşanıyorsa, diğer ülkelerde ve bizde, ki biz de güvenlik önlemlerini en üst aşamada hayata geçirmiş bir ülkeyiz, bu konunun tekrar ele alınması gerekiyor. Talimat verdim, yeni bir güvenlik dosyası oluşturulacak” dedi. Almanya gibi nükleer santrallere karşı muhalefetin en üst boyutta olduğu bir ülkede, hükümet cephesinden yapılmış önleyici bir hamle.

Engin Bey’e Açık Açık Mektup Hem de İnternet Eliyle

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Şimdi çoğu insan şöyle düşünüyordur: Yahu adamın (senin yani; nezaketsizlik onların benim değil) keyfi yerinde, köşesi geniş, harfleri bol, suyu yanında; yediği önünde, yemediği yok; e o zaman nedir sıkıntısı? Bilmezler hocam, vallahi bilmezler. Misal, Terluskoni. Adam, Kitalya’nın sahibi hem de tapulu sahibi. Düşün (sözün gelişi) adam içeri girdiğinde Romaldinyo ayağa kalkıyor; hem de hakiki Romaldinyo. Biliyorsun, o daha şu kadarcık tıfıl bir oğlanken, deniz tarafındaki kalenin ceza alanının sağ köşesinde Tunga’ya öyle bir çalım atmıştı ki, Tunga, soyunma odasında kendisini eşek sudan gelinceye kadar dövmüştü.

Dizi Setinde Harcanan Ülke

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Hiç bu meselelere dokunmayacaktım. Geçerken yüzümü çevirmiş, aylak aylak ıslık çalıyordum. Ama mesele  buldu beni. Bir el omuzuma dokundu, direndim  geriye dönmedim, ama aynı elin ağzı kulağıma “Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu  Meral Okay yazıyormuş” deyince, durdum. İşte bu olmadı. Meral Hanım’ın “Asmalı Konak” eziyetine, hem de yıllarca, bağrıma taş basarak katlanmış, gıkımı çıkarmamıştım... Hem de nelere rağmen. Altı kapitalizm üstü feodalizm dizinin, finali için taa elin memleketine New York’a gidilmiş ve “Ağa”mız orada sokaklara düşmüştü.

Der Führer 2

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Çok zekice. Günde yirmi dört saat Hitler belgeseli izleyen hiç kimsenin aklına “yahu bu adamın arkasında kimler vardı” sorusu gelmiyor. Ya da iş, o sorudan azad edilmiş. Ama bu nasıl becerilmiş bilemiyorum. Bu görüntülerin, özellikle savaşa ait olanların hepsi siyah beyaz. Geçenlerde “amarikan” askerlerinin çektiği ve savaşa ait yegane renkli çekimler olduğu söylenen görüntüleri izleyince, fark ettim ki ben de, yavaş yavaş o “sormayan” gruba dahil olmaya başlamışım. Renkli görüntüler, sanırım, algı alışkanlığıma daha yakın durduklarından çok daha etkileyici oldular.

“Geçer ama Getmez”

Güncel Değerlendirmeler

Hasever


Üzerinden yıllar geçti. Her aklıma geldikçe gülümserim. Sarhoş diyalogları meşhur olan memleketimde belki de sıradan bir vaka bu, ama ben, “geçip getmeyen”e hep bir önem addettim. Geçenlerde, mesai çıkışında, yine hatırladım. “Açılım”ın şiddet sarmalına sardığı Kürt Davası’nı kafamda çevirirken, iki şeyin bir birini bulduğunu hissettim. Meğer, sarhoş, yıllar önce, ki o zaman da gündemde şiddet vardı, bu durumu tarif etmiş: Her yerimizden geçen, her yerimizi tarumar eden ama hiçbir yere gitmeyen bu durumu... Ve belki de bir salaklaşma hali, hem de bütün bir coğrafyayı kapsayacak şekilde...

“Bayan Gül”

Hasever

Bu yollara, aklım erdikçe nefretim arttı. Bu arada, nefretime paralel, kitabın da popülaritesi artmış. Şimdilerde iş görüşmelerinde, ortaklık anlaşmalarında veya pazarlama tekniklerinde, hayal meyal hatırladığım Dale Carnegie fikirleri revaçta. Eğer bir insana bir ürün satmak istiyorsanız (ki bunun dışında bir ilişki zaman kaybıdır) onun nelerden hoşlandığını bilmeniz lazım (ki onun üzerinden insan kalesine bir yol bulabilesiniz) Kişinin hoşlandığı şey, herhangi bir şey olabilir ve hatta siz ondan nefret de ediyor olabilirsiniz fakat onu kullanmayı, işinizi bitirinceye kadar o şeyin çok değerli bir şey olduğunu o kişiye hissettirmelisiniz: Kısacası kapitalizm ahlakı!

Sanat(çıy)a Dair Şifreler - Devam

aktuelle News Hasever




2ki
Sanatın en çok “ne için” yapıldığı tartışılır, oysa sanat “niçin” değil, “nasıl” sorusunun yanıtıdır. Nasıl, devrimi; niçin, iktidarı hedefler!






Emir Kusturica

Güncel Değerlendirmeler Hasever

Kusturica nın Bosna savaşını destekler mahiyette konuşmuş olması elbette ki önemli bir veridir. (“Sanatçıyı sanatçılığıyla tartışmalıyız” “boşluğunu/hiçliğini” tartışma dışı tutuyorum) Bir sinema sanatçısından acılar arasında ayrım yapmasını bekleyemeyiz. Yalnız bunun protesto biçimi ve zamanı çok önemlidir. Belli, protestoya biçimini veren şey “dindaşlık” Soruyu şöyle sorayım: Dini bütün hangi esnaf, tezgahındaki Kusturica filmini kaldırma tutarlılığı içinde olmuştur? “Bursa belediye başkanı beni kabul etti ve elimi sıktı. O zaman başka biri miydim?” diye sordu Emir. Mantıklı geldi. Ama esas cümleyi bundan sonra kurdu.

77 Haber (8 Sayfa, 10 Bir Sayfada bulunan toplam Haber)